(Fotoğrafı kullanmama izin veren Nora'ya teşekkürler, daha fazlası için bakın derim: norawashere)
Hepinizin -malesef- bildiği, gördüğü, okuduğu Hasdal skandalından haberdar olunca önce dağıldım, sonra toparlandım, kış uykumdan uyandım ve bugün bir de Nora'nın blogunda protesto yürüyüşü ile ilgili yazıyı görünce buraya daldım.
Haberi ilk gördüğümde gözlerim doldu, çoğunuz gibi. Üç yaşındaki bıddık yeğenim de yanımdaydı, birden televizyona baktı o da, ben öyle üzülünce ve "Teyze bak! Kan gelmiş" dedi, etkilenmesin diye hemen kanalı değiştirdim. Ben dağılmışken o zavallı, korunmasız canları öyle görünce, onun da aklında hayvanlar öyle yer etmesin istedim. Çünkü sokakta gördüğü neredeyse her kediye,köpeğe yaklaşan, onları sevmeye çalışan, caddedeki iki evcil hayvan dükkanın önünden geçerken de mola veren, balıklarla, kuşlarla, tavşanlarla konuşan bir çocuk o.
Ne olurdu yetişkinler de bu çocuklar ve onların sevdiği o hayvanlar gibi masum olsa...
"İnsanını koruyamayan devlet, hayvanını nasıl korusun?!" diyor bazılarınız ama bu bana üzücü geliyor. Hala hayvanları insanlardan daha altta gören, önce insan, sonra hayvan diye düşünen bir toplum olduğumuzu görmek üzüyor beni. Bu da iyi niyetli bir yorum elbet ama ben böyle olaylara şahit oldukça inanın, insanlardan uzaklaşıyor, hayvanları daha çok seviyorum.
Umarım ne hayvanların ne de insanların böyle vahşete uğradığı bir dünya görürüz, umarım biraz vicdanı vardır hala işe el atması gereken kişilerin de, insanlığımızdan nefret edecek duruma gelmeyiz.